Star interview: Karl Markovics

0

29 Ağustos 1963 tarihinde Viyana’da dünyaya gelen Karl Markovics 80’li yıllardan beri Viyana sahelerinde oyunlar sergilemekte. Markovics ilk filmini 1991 yılında çekti ve sonrasında filmlerde ve tiyotro sahnelerinde rol almaya devam etti.

Stefan Ruzowitsky’nin en iyi yabancı film dalında Oscar ödülü aldığı Die Fälscher filmindeki başrol performansıyla uluslararası üne kavuştu. Markovics 2011 yılında çektiği harika filmi Atmen ile de rejisör ve senarist olarak yeteneklerini ortaya koydu. Başrolünde Ulrike Beimpold olduğu son film projesi Superwelt ise 2015 yılında tamamlanacak.

Bay Markovics, Viyana’da doğup büyüdünüz. Bu şehrin sanatsal çalışmalarınıza katkılarından bahsedebilir misiniz?

KARL MARKOVICS: Öncelikle konuştuğum dilden biraz bahsetmek istiyorum. Ben iki dil konuşarak büyüdüm. Okulda ve annem ile yüksek Almanca, babamla ise Viyana aksanı konuşurdum. Viyana aksanı gerçekten çok zengin ancak hep kalıba sokulmaya calışılmış bir dil ve ne yazık ki günümüzde de şehre gelen yabancılarla beraber bu etkileri devam etmektedir. Onu kaybetmemek gerçekten çok önemli. Şu an baktığımızda dilimizi İngilizce ile genişletiyoruz ki bence çok önemli ve heyecan verici, aynı zamanda dilin canlı kalmasını sağlıyor. Ancak bunun dışında başka katkılarını söylemem çok kolay değil çünkü bir süre sonra zaten bir parçası gibi oluyorsun.

Çocukluğunuzdan aklınızda kalan sevdiğiniz bir yer var mı?

KARL MARKOVICS: Stammersdorf ’ta büyüdüm ve okula Floridsdorf ’ta gittim. Ama en sevdiğim bölge olarak tek bir yer söyleyemem. Değişik yerlerde olmaktan keyif alıyordum. Uzun süre aynı yerde oturan bir insan olmadım. Evde olmak hoşuma gidiyor ancak işim gereği bu genellikle daha önceden bulunmadığım yerler oluyor.

„Atmen” filminde başrolü amatör bir aktöre verdiniz. Ve son olarak sizin desteklediğiniz tiyatro oyunu olan „Ausnahmezustand Mensch Sein”da aynı methodu görüyoruz. Bunun belli bir nedeni var mı?

KARL MARKOVICS: Ben bu mesleğin öğrenilebileceğine inanmıyorum. Tabii ki tiyatronun nasıl oynandığını veya nasıl oyuncu olunacağını öğrenmek için okula gidenlere birşey demiyorum. Oralarda en fazla kendini daha iyi ifade edebilmek için bir kaç tane hile gösterirler. Ancak eğer yeteneğin yoksa yada dışarı çıkartamıyorsan gerisi çok önemli değil. Bazı insanlarda o kadar derinde saklı bir şekilde duruyor ki ortaya çıkaramıyorlar. Demek istediğim eğer içinizde saklı olsada yetenek yoksa okula gitmenin çok önemi yok. Aktörler arasında yapılan „usta” ve „amatör” ayrımı hoşuma gitmiyor. Bende önceden oyunculuk okuluna gitmedim. O zaman benimde „amatör” sınıfında yer almam lazım.

Avusturya’nın tiyatro sahneleri ve film endüstrisindeki kültürel çeşitlilik hakkında ne düşünüyorsunuz? Bu alanlarda ilerisi için potansiyel görüyor musunuz?

KARL MARKOVICS: Zor bir durum. Film ve tiyatro toplumun aynası olarak görülür ve bunu göz önüne alırsak toplumun çoğunluğu Alman etkileri taşıyor, Almanca konuşulan ülkelerde doğmuşlar vb. En büyük kültürel akım bu. Film ve tiyatro sektörleri de diğer herşey gibi bundan etkileniyor. Artık 2. ve 3. jenarasyon Türklerin burda yaşadığını varsayarsak bu tarz şeyler artık daha çok karşımıza çıkıyor. Kendi sosyal çevrelerinde oynattıkları ve çok sayıda seyirci çekmiş olan Umut Dağ’ın „Kuma“ ve Avusturya Film Ödülü kazanan Hüseyin Tabak’ın „Deine Schönheit ist nichts wert“ filmlerini hatırlıyorum. Bende ismimden anlayabileceğiniz gibi Hırvat asıllıyım. Büyük dedem Macaristan’da doğup sonradan Viyana’ya göç etmiş bir Hırvat. Ama bu arada bir jenerasyondan bahsetmemiz pek mümkün değil.

Son filminiz „Superwelt“ için devletten maddi destek aldınız. Sizin gibi ünlü isimlerin de en ufakcık bir destek için bile çok fazla uğraş vermesi gerekiyor mu?

KARL MARKOVICS: Maddi destek olmadan kimsenin film çekemeyeceği gibi bir gerçek var. Bunun artıları ve eksileri var. Bizim bireysel olarak paramız yok, film endüstrisine para yatıracak yatırımcı da çok fazla yok. Avusturya filmleriyle kar yapabilmek için çok küçük bir pazara sahibiz. Bu yüzden devlet tarafından yapılan desteklerle ayakta kalıyoruz. Aslında bu şekilde biz de bağımsız olmak gibi çok önemli bir avantaja sahip oluyoruz. Yani sermayesini ortaya koymuş hiçbir yatırımcı veya yapımcı bir rejisöre filmi nasıl çekmesi gerektiğini söyleyemez. Bu özgürlüğü ben hiçbir şekilde bütçesi 10-15 kat daha büyük olan Amerikan yapımlarına değişmem. Benim için bu desteği almak zor muydu; hayır. Daha ilk görüşmede talebimiz hemen kabul edildi. Tabii ki en büyük nedeni iyi bir proje olması. Beni iyi projelerin yüksek şansa sahip olduğuna ve desteklendiğine inandırdılar. Bu yüzden artık çektiğim her filmin en ince detayına dikkat ediyorum ve mükemmel olması için elimden geleni yapıyorum.

Fotoğraf: İgor Ripak

Podijeli:

O autoru

Ostavi komentar


9 − 5 =