Sağ Popülizmin Sosyal Medyadaki Yükselişi

0

Gün geçtikte hayatımızın merkezine yerleşen sosyal medya, sağ popülizmin yükselmesine zemin hazırlıyor.  

Sosyal medya gün geçtikte hayatımızın merkezine yerleşiyor. Dolayısıyla çevremizdeki insanlarla olan iletişimimizin büyük bir kısmı internet üzerinden gerçekleşiyor. İnsanlar artık dialoglarını birbirine geniş zaman ayırmak ve yüzyüze yapmak yerine, kısa sürede internet üzerinden bir kaç tuşu tıklayarak yapıyor.

Sosyal medyanın henüz bu kadar yaygın olmadığı zamanlarda fikir alışverişleri daha çok kafelerde veya insanların bir araya geldiği mekanlarda yapılırdı. Başta Facebook ve Twitter olmak üzere sosyal medyanın insan hayatında bu kadar anlam kazanmasıyla birlikte bu fikir alışverişleri ve tartışmalar büyük oranda sanal ortama taşındı. Yüz yüze yapılan sohbetler veya tartışmalar yerini “Yorumlara” ve “Like”lara bıraktı. Ancak teknoloji çağının insan evladına sunduğu bu rahatlık birçok olumlu gelişmelerin yanı sıra olumsuz gelişmeleri de beraberinde getirdi. Sosyal medya platformlarının insanlara sunduğu inanılmaz imkanlar ne yazık ki sağ popülist ve ırkçılığa varan düşüncelerin daha yoğun, daha kolay ve daha hızlı yayılmasını sağladığı gerçeğini gizlemiyor. Bu çalışmamızda fikir paylaşımlarının giderek kolaylaştığı sanal alemde tehlikeli ve toplumda derin yara açan düşüncelerin nasıl tetiklendiğinden insanları nasıl etkilediğine kadar analiz etmeye çalıştık.

Sağ popülizm nedir?
Sağ popülizmin ne olduğunu öğrenmek için öncelikle popülizmin ne anlama geldiğini belirlememiz ve hangi koşullarda kimler tarafından kullanıldığını mercek altına almamız gerekiyor. Popülizmi kısa bir şekilde özetlememiz gerekiyorsa, Vikipedi’ye bakmamiz, popülizm kavramına anlam katmamiz için yeterlidir. Ardından örneklerle günümüzün popülistlerini, popülist siyaset izleyen siyasi partileri ve basın organlarını belirlememiz daha kolay olacaktır. Vikipedi, popülizmi toplumdaki seçkin bir tabaka tarafından halkın çıkarlarının bastırıldığını ve engellediğini varsayan ve devlet organlarının bu seçkin tabakanın etkisinden çıkarılıp halkın yararına ve toplum olarak gelişmesi için kullanılması gerektiğini söyleyen siyasî bir felsefe veya söylem biçimi olarak değerlendiriyor. Dolayısıyla popülist bir siyaset izleyen partiler, siyasetçiler veya gazeteler doğrudan popüler konuları kullanmakla kalmaz, aynı zamanda insanların korkuları, kaygıları veya hassas noktaları üzerinden beslenir. Popülizmin çeşitli türleri vardır, ancak Avrupa’da, daha doğrusu Avusturya’da yaşayan insanlar olarak medyada sık sık sağ popülizm kavramımı okuruz.

Tarihsel gelişimi
Son yıllarda yapılan yerel, ulusal ve hatta Avrupa Birliği seçimlerini göz önünde bulundurduğumuz taktirde, Avusturya’dan Fransa’ya kadar popülizmi parti stratejisi olarak benimsemiş partilerin ve siyasilerin yükselişte olduğunu görebiliyoruz. Sağ popülizm kavramını Avusturya kamuoyuna tanıtan isim 2008 yılında şaibeli bir trafik kazasında hayatını kaybeden FPÖ Partisi’nin yakın tarihteki en önemli isimlerden olan Jörg Haider oldu. 1986 yılında yaklaşık yüzde 9 oy oranına sahip partisinin başına geçerek popülist bir çizgi izleyen ve tüm eleştirilere rağmen politikasından vazgeçmeyen Haider, bir sonraki seçimlerde, yani 1990 yılında partisinin oy oranını yüzde 7 yükselterek yüzde 16’lık bir başarı elde etti. 90’lı yıllarda popülist söylemleriyle partisine oy kazandırmaya devam eden Haider, sonunda 2000 yılında ÖVP ile birlikte koalisyon hükümetini kurdu. 2005 yılında önemli siyasetçilerle birlikte partisinden istifa eden Haider’in yerine geçen Heinz-Christian Strache, Haider’in izlediği popülist çizgiden vazgeçmedi ve uzun yıllar da vazgeçmeyi düşünmüyor.

Kimler yapıyor
Sağ popülizm oy getirmekle birlikte toplumda derin yaralar açıyor, çünkü popülizmin temelinde insanları kutuplara bölmek, kışkırtmak ve hatta birbirine karşı mobilize etmek yatıyor.  Günümüzde Avusturya dışında birçok ülkede bunun çeşitli örneklerini görebiliriz. Ancak Avusturya’yı göz önünde bulundurduğumuzda sağ popülizmin en büyük kozu yabancılar, yabancılarla birlikte ise Türkler ve Müslümanlar. Dolayısıyla sağ partilerin bilhassa seçimlerin olduğu veya işsizlik oranının yükseldiği dönemlerde Türklere ve Müslümanlara yönelik ağır söylemleri seçmenlerinde de büyük yankı uyandırıyor, yankı uyandırmakla kalmıyor, aynı zamanda hedefteki insanları kışkırtıyor ve bu haliyle birlikte yaşamayı arzulayan insanların kutuplaşmasını sağlıyor.

Araçlar
Henüz internetin ve sosyal medyanın bu kadar yayılmadığı zamanlarda bilgi akışı bu kadar hızlı ve kapsamlı değildi. İnternetin gelişmesi ve okuyucuların sadece okuyucu değil, aynı zamanda fikirlerini, düşüncelerini ve hatta eleştirilerini belirtmelerine yönelik geliştirilen yorum sistemi fikir ve düşünce özgürlüğünü farklı boyutlara taşıdı. Çünkü bu uygulamayla birlikte okuyucu pasif okuyucu olmaktan çıktı ve düşüncesini belirten, ne tür haberler okumak istediğini açıkça belirten; kısacası gazetelerin vazgeçilmez bir parçası olmaya başladı. Ardından Facebook ve Twitter gibi sosyal medya platformlarının hayatımıza girmesiyle insanlar fotoğraf ve videoların yanı sıra fikirlerini kendi sayfalarında açık ve net bir şekilde ifade etmeye başladılar. Ancak insanlara tanınan bu eşi benzeri olmayan, hatta birkaç sene öncesine kadar hayalini dahi kuramadığımız bu olanak olumlu olduğu kadar hayatımızı olumsuz bir şelide de etkiledi. Çünkü internet sınır tanımıyor ve sınır ile sansür arasında çok ince bir çizgi var, aşılması çok kolay olan.

Avusturya’daki büyük haber sitelerini göz önünde bulundurduğumuzda hemen hemen her haberin altında yorumlara rastlayabiliyoruz. İnsanlar okudukları haberle ilgili fikirlerini ve düşüncelerini belirtme ya da paylaşma gereği duyuyorlar. Ancak bazen, daha doğrusu söz konusu belirli etnik gruplar olduğunda sınırların aştığını gözlemleyebiliyoruz. Bilhassa sağ popülizmin medyayı araç olarak kullandığını, medyanın da bundan kesinlikle rahatsızlık duymadığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Çünkü bir gazetede ne kadar popülist söylem olursa, karşısında o kadar destek, bir o kadar da karşılık bulur. Bu da gazetenin okurları, daha sonrasında ise toplumun kutuplaşmasına yol açar.

Hedefte kimler var?
Avusturya’da sağ popülizmin saldırısına maruz kalan en büyük kitle Türkler ve Müslümanlardır. Sağ popülizm detaylı düşünmez, örneğin Türkiye’den Avusturya’ya çalışmaya ve okumaya gelen bir Ermeni, Kürt veya Alevi arasında ayırım yapmaz, dolayısıyla hedef kitlenin “Türkler” ve “Müslümanlar” olduğunu açıkça söyleyebiliriz. Sağ popülizme alan tanıyan gazeteleri mercek altına aldığımızda, bunu daha açık ve net bir şekilde görebiliriz. Çünkü “15 yaşındaki Türk genci, kız öğrencinin telefonunu gasp etti” başlığı herzaman “15 yaşındaki genç, öğrencinin telefonunu gasp etti” başlığından çok daha fazla satar ve daha fazla ilgi çeker. Bu da hem gazetelere yarar, çünkü trajı artar, hem de sağ popülist partilere.

Etkileri
Sağ popülizmin topluma verdiği zarar aslında göründüğünden fazladır ve açtığı yaraları tekrar kapatması güçtür, uzun yıllar gerektirir. Avusturya’da 90’lı yılların ortalarında başlayan ve 2000’li yıllarda hız kazanan entegrasyon çalışmalarının ana hedefi, birçok Batı ülkelerinde yükselmekte olan yabancı düşmanlığına karşı Avusturyalılar ve göçmenler arasındaki birlikte yaşamı desteklemekti. Sağ popülizm ise tam aksine, toplumu kutuplaştırarak belirli bir kitleyi arkasına almayı ve hedefteki kitleye karşı mobilize etmekten geçiyor. Bunu başardıklarını da sosyal medyayı ve büyük haber sitelerinde yazılan yorumları takip ettiğimizde çok iyi anlıyoruz. “Hit” sayısını (tıklama sayısını) yükseltmek isteyen gazete yukarıda da belirtilen şekilde, yani başlıkta etnik kökene vurgu yaparak sağ eğilimli olan okuyucuların ister istemez ilgisini çekmeyi başarıyor. Sık sık Türklere ve Müslümanlara yönelik yazılan ağır eleştiriler kimi zaman sınırı aşıyor. Peki sınırları kim, nasıl belirliyor?

Yasal dayanak
Avusturya’da yaşayan göçmenler uzun yıllardır haber sitelerinde ve sosyal medyada karşılaştıkları ırkçı, aşağılayıcı ve küçük düşürücü yorumlardan şikayetçiler. Şikayetlerini çeşitli yöntemlerle dile getiren göçmenler, düşünce ve fikir özgürlüğü adı altında etnik kimliklerine, dillerine ve dinlerine hakaret edilmesinin artık bir son bulmasını istiyor.

Yaptığımız araştırma, Avusturya yasalarında hakarete veya kışkırtmaya varan yorumlarla ilgili üç farklı paragrafın bulunduğunu gösterdi. Söz konusu paragrafları şu şekilde sıralayabiliriz:

Hakaret (Beleidigungen); yani bir bireyin açık alanda başka bir kişi yada grup tarafından hakarete veya sözlü tacize uğraması durumunda suçu işleyen kişi hakkında üç aya varan hapis cezasıyla dava açılıyor.

Kışkırtma Yasası: 1 Ocak 2012’de yürürlüğe giren kışkırtma (Verhetzung) yasasına göre; bir kişi başka bir kişiyi veya grubu; farklı din, dil, etnik köken veya cinsel tercih sebebiyle bir grubun üzerine kışkırtırsa, bu kişi iki yıla kadar varan hapis cezasıyla yargılanıyor. Aynı zamanda kamuoyu tarafından tanınan insanların yukarıda belirtilen gruplar hakkında küçük düşürücü ifadeler kullanmaları durumunda da yetkililer tarafından yasal işlem başlatılarak; bu kişilerin ceza almasının önü açılıyor.

Yasaklar kanunu: Üçüncü ve 1947 yılından bu yana yürürlükte olan Verbotsgesetz (“yasak”) ise; daha çok Nazi dönemini ve yaptıkları Yahudi soykırımını öven ifadeleri kapsıyor.

Kadir Keleşoğlu
kk@alphaplus.at

Podijeli:

O autoru

Ostavi komentar


4 + 2 =