“Göçmenler iş piyasasında sorun yaşamıyorlar”

0

İş ve İşçi Bulma Kurumu Genel Müdürü Petra Draxl, iş piyasasının bugünü ve yarınına dair soruları yanıtladı.

Viyana’da işsizlik oranı Ekim ayı boyunca düşüşünü sürdürdü. Bunun sebebi ekonomik koşullar mı yoksa AMS’in aldığı önlemler mi?

DRAXL: İşsizliğin azalmasının her ikisiyle de ilgisi var. Ekonomik gelişim iyi olursa, daha fazla iş imkanı sunabilirsek; tüm katılımcılar için pozitif bir durum olur. Bizim asıl görevimiz, boş kalan iş yerlerini gerçekten iş arayan insanlarla doldurmak. Bunu daha da geliştirme şansımız var. Yani işsiz kalmış kişileri, boşalan iş alanlarına yönlendirmek diyelim. Çünkü yeni bir pozisyon veya iş imkanı, yalnızca iş ve işçi bulma kurumundaki kişilere değil, tüm Avrupa’da çalışmak isteyen insanlara açıktır.

Bu pozitif trend ne kadar devam edecek?

DRAXL: Öngörülerimize göre bu pozitif trend 2018 yılında hala mevcut olacak. 2019 için çeşitli öngörüler var, herhangi bir değişikliğin olup olmayacağını veya 2019’un daha pozitif olma ihtimali var mı, göreceğiz. Yani şimdilik diyoruz ki; 2018 yılı pozitif geçecek, buna konsantre oluyoruz. Ve 2018 yılı içerisinde ekonomik gelişmenin ne düzeyde olduğunu göreceğiz. Pozitif diyenler var, çok da pozitif olmayacak diyenler de var.

Ekonomik gelişim neye bağlı oluyor?

DRAXL: Ekonomik gelişme, Avusturya’nın küresel pazarda nasıl geliştiğine, bir yandan iç pazar durumunda, yani Avusturya’daki insanların ekonomik imkanlarına, diğer yandan Avusturya ekonomisinin küresel rekabette ne kadar iyi konumlandığına bağlı.

2008 yılının ekonomik krizi Avusturya çıkışlı değildi fakat yine de karmaşayı doğrudan hissettik.

DRAXL: Tabii ki, doğal olarak. Bu, globalleşmeye ait bir fikir. Yalnızca bize bağlı değil.

Avusturya genelinde işsizlik oranının en yüksek olduğu eyalet Viyana. Başkenti veya özel yapan nedir?

DRAXL: Viyana’yı farklı kılan mı? Viyana, Avusturya’nın bileşik kenti. Avusturya’nın en yüksek nüfusuna sahibiz. Yalnızca işsizlik oranı değil, burada yaşayan insan sayısı da çoğunluğu oluşturuyor. Şehirler her zaman insanları çeker. Tabii ki birtakım yerlerde işsizlik oranının düştügünü görüyoruz, ama bazı bölgelerde bu sadece nüfus dağılımıyla ilgili. Örneğin Mürzzuschlag gibi genç nüfusun düşük olduğu, yaşlıların emekli olduğu bölgelerde işsizlik oranının azalması çok doğal. Viyana gibi, sürekli göç alan, büyüyen bir kent olduğu için daha fazla insanın yaşamak istediği bir şehirde nüfus dağılımı bu dinamiğe bağlı: İnsanlar şehirde yaşamak istedikleri için, işsizlik oranı artıyor. Bu bir faktör. Çeşitli faktörler var. Buna ek olarak Viyana’nın sınır bölgelere yakın bir şehir olduğunu da belirtmek lazım. Burada hem Avusturya içi, hem yurt dışı sınırları mevcut. Aşağı Avusturya veya Burgenland’dan Viyana’ya günlük işe gidip geri dönenler var. Ve tabii ki Avrupa’nın dört bir yanından Avusturya’da, Viyana’da çalışması için gönderilen insanlar da var. Bu demek oluyor ki, bu açık iş pazarı özellikle bileşik kent olan Viyana’da daha fazla baskıyı beraberinde getiriyor. Viyana’daki iş pazarının Pongau ya da Mürzzuschlag gibi yerlerden çok daha fazla sayıda katılımcısı var. Bu da belirleyici bir dinamik. Üçüncü dinamik ise işsizliğin yapısı  tarafından belirleniyor. Bunun anlamı şu: Bizde düşük nitelikli insan sayısı daha fazla. Dil yeterliliği bulunmayan ve bu yüzden eğitim sistemine giriş yapamayan insanlar mesela. Ve genelde bu kişilerin kaderi, en fazla zorunlu eğitim süresini doldurduktan sonra çalışmak zorunda oldukları 45 yılın, 12 ila 20 yıl arasında bir kısmını işsiz olarak geçirmek. Bu insanlar için, iş pazarından 2 veya 3 yıl boyunca koptuktan sonra yeniden giriş yapmak hiç kolay değil.

İş bulabilmek, göçmenler için neden daha zor? Bulmayı mı istemiyorlar yoksa iş arayışı sırasında ayrımcılığa mı uğruyorlar?

DRAXL: Göçmen kökenlilerin iş bulabilmesinin daha zor olduğunu kesin olarak söylemek doğru mu, bunu bile bilmiyorum. Asıl soru, kişilerin nasıl bir iş aradığı ile ilgili. Bazı düşük nitelikli işler bulmak sözkonusu olduğunda göçmenlerin daha çok zorlandığına inanmıyorum. Buradaki problem, bu tarz işlerin Viyana’da azalıyor olması. Bu demek oluyor ki, toplum içinde göçmen kökenli insanların 20, 25, 30 yıl inşaat şirketlerinde gayet güzel şekilde çalıştıkları ile ilgili hikayeler biliyorsunuzdur. O zamanlar, örneğin Türkçe, Sırpça, Hırvatça gibi, insanlar kendi dillerini kullanarak çalışabiliyor ve hiç sorun yaşamıyorlardı. Fakat şimdi şirketler arası rekabet çoğaldıkça firmalar o kadar işçi çalıştırmıyor, mali baskı yükseliyor ve kişi işsiz kalıyor. Bu insanlar için iş alanında yeniden dikiş tutturmak bir sonraki firmanın dil bilgisiyle ilgili beklentilerinin daha yüksek olması nedeniyle daha zor oluyor. Mesela diyor ki: „Makinelerle çalışmak zorunda olduğunuz için komutları anlayabilmeniz gerekiyor, teknolojik değişiklikler var.“ Bu grup insan üzerinde bunun büyük bir etkisi var çünkü bu grup, teknolojik eğitim sürecinde yer almamış. Sanırım burada bahsedilen kişilerin zorlanma sebepleri bunlar. Zamanında edindikleri düşük nitelikli iş tecrübelerini kullanabilecekleri işler artık yapılmıyor. Ve tabii ki önyargılarla karşı karşıya olan bir grup da var. Artı yüksek kalifiye kişilerden oluşan ve beraberinde getirdikleri iş tecrübesini yeni başlayacağı iş yerinde de kullanabileceğini ispatlamak zorunda olan bir grup da var.

İş ve işçi bulma kurumundaki sözde ‚sosyal parazitleri‘ nasıl tanıyabiliriz? Bunlar AMS’le düzenli olarak iletişim halinde olmayan ve sık iş başvurularında bulunmayan insanlar mı?

DRAXL: Bunu şöyle açıklayayım: Bu sosyal sistem ve hizmetlerin suistimal edilmesi tartışmasıyla ilgili birkaç grubu gerçekten ayırt etmeliyiz. Yani, işsizliğin yanı sıra cüzi miktarda kazanç sağlayan işlerde (geringfügig) çalışan insanlar var. Bu çalışma şekli çok pozitif olabilir, yani bir yere girip bir iş sahibi olmayı sağlamaya yardımcı olabilir. Ama bir şeyler için engel de teşkil edebilir. Bazen işsizliğin yanısıra mümkün olan haftada belli bir saat çalışmak, bunu yapan kişinin gelişmesini engelleyebiliyor. Çünkü bu sistemde mevcut olarak kazandığı parayla gayet iyi idare edebiliyor. Bu ilk grup. İkinci olarak, mutlaka kadınlardan, hatta çoğunlukla göçmen kadınlardan oluşan bir grup daha var. Özellikle çocuk bakımı ve çalışmaya vakit ayırabilmek bu grubun ana konusu. Burada gerçekten çok çeşitli ve entegre olamama konusunda çeşitli nedenleri bulunan gruplardan bahsediyoruz. Bir de toplumda kimin daha çok sosyal parazit şeklinde algılanıp kimin pek de öyle görülmediğine bağlı her şey. Genel olarak şunu söylüyor ve yaşıyoruz: Asıl soru; iş piyasasının ne kadar verimli olduğu. Bizim karar verme mekanizmamız normalde iş piyasasının ta kendisi. Durumlar iyiyse ve iyi iş imkanları sunabiliyorsak, bu tartışmanın seyri tabii ki iş imkanı bulunmayan bir durumun tartışmasından çok daha farklı bir şekilde olacak. İnsanlara doğru dürüst iş imkanları sağlayamadığımız yıllar da yaşadık. Yani bütün bunlar gerçekten mevcut olan iş pazarına bağlı. Ve iş pazarı ne kadar iyi olursa, çalışmakla ilgili sınırlamaları bulunan o kadar çok kişiye iş imkanı sağlar. Bunu da tabii ki yaşıyoruz. İş imkanları zaten son derece kısıtlı olduğunda, yeteri kadar iş bulunmadığında tabii ki mevcut işçilerin arasından en iyileri aranıyor. İş pazarında daha fazla şans bulunduğunda, firmalar tabii ki aranılan kriterlere yüzde yüz uymayan kişilere de iş imkanı veriyorlar. Yani, algısal açıdan bunlara ‘’yumuşak’’ birer ölçüt diyebiliriz.

Oldukça karmaşık.

DRAXL: Kamuoyunda tartışıldığı şekilden çok daha karmaşık.

Olası bir Turkuaz – Mavi koalisyonu ihtimalinden beklentileriniz neler?

DRAXL: Benim kafamdaki resim şöyle: Beklentim, seçim öncesi sürecinde iki partinin öncelik gösterdikleri konuları koalisyonda yeniden ele almaları. Yani mülteci birinin ihtiyaç odaklı asgari gelirinin ne kadar olacağı gibi konular da beklentilerim arasında. Bizdeki konu, iş pazarı politikasının ne kadar verimli ve etkili olduğu ile ilgili olacaktır. Medyada yer alan ve çok faydalı bir araç olan „Aktion 20.000“ kampanyasında gerçekte ne kadar iş yeri sağlanabileceği sorusunun da cevaplanmasını bekliyorum. Şu soruyu soruyoruz: ‘’Bu seviyeye gerçekten ulaşabilecek miyiz?’’ AMS’den Johannes Kopf tarafından şöyle bir öneri de gelmişti: Bunu bir miktar azaltmak ve kalan fonları bağlamamak mantıklı değil midir? Yani, biz bu tartışmaların yapılmasını bekliyoruz. Daha detaylı bir şey söyleyemeyiz çünkü bizim alanımız için henüz yapılması gereken ve programlarda yer alan sadece bu var.

Viyanalı vatandaşların yüzde %60‘ının göçmen kökenli olduğunu biliyoruz. Bu oran Viyana iş ve işçi bulma kurumunda çalışan personel için de geçerli mi?

DRAXL: Evet, bizim için bu da yeteri kadar göçmen kökenli personel ile birlikte çalışmak demek. Bunu uyguluyoruz. Size maalesef kesin rakamlar veremiyorum, çünkü göçmen olmak bizde anket karakteri taşımadığı için istatistiği yapılmıyor. Biz AMS’de yalnızca dil durumunu kaydediyoruz. Yani personelimizin konuştuğu dillerin çeşitliliğinden yola çıkarak bizimle çalışan göçmen kökenli kişilerin oranıyla ilgili bir fikir ediniyoruz. Şu an size yüzde 15%, 16% veya 17% olduğunu kesin olarak söyleyemem. Bazı şubelerimiz, kendi oranlarının yüzde 20%nin üzerinde olduğunu belirtiyor. Dediğim gibi, bunlar yalnızca tahmin. Bununla birlikte, tekliflerimizin hedef kitleye uygun olarak tasarlanmasına çok önem gösteriyoruz. Dil konusuna çok değer veriyoruz. Bu çok değişken: Almanca ne kadar ön plana çıkarılıyor? Çeviriler yapıyoruz, bilgi verme etkinliğini 18 ayrı dilde sunuyoruz, çeşitli dillere çevrilmiş formlarımız var, Türkçe, Sırpça ve Hırvatça işe geri dönüş kursları düzenliyoruz. Hedef kitleye gerçek anlamda ulaşabilmek için, sunduğumuz fırsatları en iyi şekilde düzenlemeye çok dikkat ediyoruz.

Röportaj için teşekkür ederim.

DRAXL: Asıl ben teşekkür ederim.

Podijeli:

O autoru

Ostavi komentar


4 × = 24