Entegrasyon sirki

0

Elinizi kalbinize koyun; Avusturya‘da hiç bir konu „entegrasyon“ kadar hararetle tartışılmıyor. Hal böyleyken programları çelişkilerle dolu olan partiler de, sosyal demokratlık ve üstü kapalı neonazizm arasında gidip gelenlerin oylarını kazanmak için, göçmenlerin problemlerini ön plana çıkarmayı kendilerine adet edinmiş durumdalar. Buna rağmen şu soruları sormakta fayda var; Göçmenler Avusturya toplumunda problem mi, yoksa asıl problem göçmenleri topluma dahil etme isteğinin eksikliğinden mi doğuyor? Çocukların okullarının önünde yabancı bir dil konuşması gerçekten bir problem mi, yoksa sorun yaratan konuşulan dilin Türkçe, Boşnakça, Sırpça ya da Hırvatça olması mı?

Bu gibi sorulara cevap ararken, konuyla derinden alakalı kişilerle konuşmamak olmaz. Bakın bu sorulara, Yeşiller’den Alev Korun, Entegrasyon Müsteşarı Sebastian Kurz ve Entegrasyondan sorumlu Belediye Meclis Üyesi Sandra Frauenberger nasıl cevap vermiş…

FPÖ: Tepkisiz
Sorularımızı ikişer kez 3 FPÖ‘lü siyasetçiye (Konstantin Dobrilovic, Johann Gudenus ve H. C. Strache) göndermemize rağmen, herhangi bir cevap alamadık. Görünen o ki, FPÖ’nün sesi sadece kendi sorularına cevap ararken yükseliyor.­ Cevap verme sırası kendilerine geldiğinde derin bir sessizliğe bürünmüş durumdalar.

Avusturyalılar‘ın entegre olmamış göçmenlerle ne gibi sorunları var?

Sebastian Kurz (ÖVP): Bana ka­lır­sa entegre olmamış göçmen­ler daha ziyade kendileri için sorun teşkil ediyorlar. Kimsenin is­teyerek entegre olmamak ve top­lumun dışında kalmak için çaba sarf edeceğini düşünmüyorum. Avusturya şöyle bir zorlukla kar­şı karşıya; bir kişi entegre ol­­ma­­­­mış ise, örneğin Almanca ko­nu­­şamıyor ve çocuklarını okul ha­yatında destekleyemiyorsa, ikinci jenerasyonda problem ya­şanma ihtimali artıyor. Bir diğer zorluksa, bu kişilerin çoğu zaman Avus­turya iş piyasasına katkıda bul­u­namamaları. Bunun sonucu olarak devletin vergi gelirleri azalı­yor ve bu da insanların yaşam ka­li­te­lerinin düşmesine sebebiyet veriyor.

Sandra Frauenberger (SPÖ): Bence asıl önemli nokta sosyal açıdan bakınca ortaya çıkıyor. Bu yüzden Viyana Belediyesi tam da bu noktada duruma el attı. İnsanların sosyal açıdan yükselişini desteklemeye çalışıyoruz. Eğitimleri noksan kalmış olanları ve sosyal anlamda güçsüz olan herkesin eğitime ve iş piyasasına erişimini sağlıyoruz. Ancak bunların gerçek­leşebilmesinde, katılımın yeri çok büyük. Olayları ve koşulları birlikte belirleyenler ve tasarlayanlar her zaman kabul görür!

Alev Korun (Die Grünen): „Entegre olmamış“tan kasıt, okulda başarısız olmaları ya da eğitimli olmalarına rağmen kötü veya istenmeyen işlerde çalıştırılmalarıysa, bu durum bütün toplumu yakından ilgilendirir. Zira eğitimini yarıda bırakanlar, muhtemelen gecimlerini iyi saglayabilecekleri bir iş bulamayacaklar. Yeteneklerin ve potansiyellerin harcanması ülkenin bütününe zarar verir. Akıllı siyaset, köken ayırt etmeksizin fırsat eşitliği ve adalet yaratmaya gayret gösterir. En nihayetinde adil bir toplum, daha az sorunu olan ve daha yaşanası bir top­lumdur.

Sizce hangisi daha büyük bir problem; bazı göçmenlerin entegre olmak için yeterince çaba göstermemesi mi, yoksa toplumun göçmenleri kabul etmek için çaba göstermemesi mi?

Sebastian Kurz: Toplumda her ikisi de var. Şahsen ben de “sorun ağırlıkla şu tarafta” diyemiyorum. Fevkalade entegre olmuş ve ortalamanın üzerinde çaba gösteren çok göçmen var. Bir o kadar da açık görüşlü, boş zamanlarında Caritas‘ın “Derscafe”lerinde gönüllü olarak göçmen çocuklarına yardım etmeye çalışan Avusturyalı var. Yani her iki tarafta da böyle olumlu örnekler mevcut. Bir diğer yandan bunların tam tersi örnekler de var; göçmenlere hiç açık olmayanlar da, entegre olmak için hiçbir çaba göstermeyenler de. Bu tarz örnekler çok yanlış!

Sandra Frauenberger: Entegrasyon tek taraflı değildir ve büyük bir beraberlik çabası gerektirmektedir. Bunun dışında kalan her şez için vereceğim cevap, ilk soruya verdiğim cevapla aynı olacaktır.

Alev Korun: Toplum, göçmenleri kendisine çoktan dahil etti. Mesele daha cok, insanların birbirlerini denk görüp görmedikleri ve eşit haklara sahip ortaklar, meslektaşlar, komşular olarak kabul edip etmedikleri. Bu kabul genellikle eksik. Tabii aynı zamanda başkalarına saygısızca davranan göçmenler de mevcut. Başkalarının meşru varlığını kabul etmemek ama başkasından bunu talep etmek ve saygı görmek istemek, abesle iştigaldir! Tıpkı üç nesildir burada yaşayanların, burada bulunma haklarının olmadığını iddia etmek gibi…

Son zamanlarda hararetle tartışılan konulardan biri de tramvaylarda veya okul av lularında konuşulan yabancı diller. Kanımca asıl mesele konuşulan yabancı diller olmaktan ziyade, bu dillerin Türkçe ve Sırpça olmasıdır. Bu konuda sizin görüşünüz nedir?

Sebastian Kurz: Dediğiniz doğru olabilir. Nitekim çok lisanlı olmak bir avantajdır. Ancak bir çok Avusturyalı‘nın çok da haksız olmayarak rahatsız oldukları bir nokta var; yüzyıllardır Avusturya’da yaşayıp da tek bir kelime bile Almanca bilmemelerini negatif olarak görüyorlar. Bu hiçte hoş olmayan bir durum çünkü iki taraf arasında herhangi bir iletişim kurulamıyor. İletişim sağlanamayınca da ortaya bir uyumsuzluk çıkmakta ve bu durumdan dolayı da genelde korkular oluşmaktadır. Ancak Avusturyalıların dikkat etmesi gereken bir konu var ki oda birilerine karşı çok çabuk önyargı yapılmamalı, çünkü bir insanin yabancı bir dil konuşması onun çok iyi derecede Almanca konuşamaması demek değildir.

Sandra Frauenberger: Nokta atışı! Ben de aynı görüşteyim. Bana kalırsa bu husus, katı ve belli bir kesime ait siyasi hesap­ların ortaya çıkardığı önyargıyla ve insanların birbirine karşı kışkır­tılmasıyla alakalı. Bizler, buna dur demek için sürekli ama sürekli bunun karşısında durmalıyız. Somut açıdan bakacak olursak, dil çeşitliliğini geleceğe yönelik vazgeçilmez bir potansiyel olarak desteklemeli ve göstermeliyiz.

Alev Korun: Metroda İngilizce ya da Fransızca konuşulduğunda gayet hoş karşılanıyor. Türkçe ya da Sırpça – Hırvatça – Boşnakça konuşulduğundaysa, Almanca bilmediğiniz varsayılıyor. Üstelik bu olay, bir zamanlar çok dilli Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun kalbi olan yerde yaşanıyor. Bir tek, diller arasındaki hiyerarşiyi yıkmak bir şeyleri değiştirebilir. Ben de artık birileri şikayet edip söylenmeye başladığında „Merak etmeyin, ben ÇOK dilliyim. Bir bu kadar da Almanca biliyorum!“ diyorum.

Entegrasyon tartışmalarının merkezinde hep Almanca bilme mevzuu var. Avusturya’da geçirdiğim şu yedi sene içerisinde „Şu kahrolasıca dili öğrenmek istemiyorum!“ diyene hiç rastlamadım. Daha ziyade, ana dillerine yeterince hakim olmadıkları için Almanca’yı öğrenemeyenlerle karşı­laştım. Bana, 70’li senelerde inşaat işçi­leri­­ Avusturya’ya getirildi ve şimdi de onların çocuklarından cerrah olmaları bek­leniyor gibi geliyor. Siz bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sebastian Kurz: Bizler göçmenlerin çocuklarına, cerrah olmaları için en azından bir şans vermek istiyoruz. Avusturya fırsatların ülkesidir. İnsanlar farklı yetişir, herkesin farklı anne ve babası vardır ve herkes farklı koşullarda hayata başlarlar. Avusturya bu insanlara bir şans vermeli ki sosyal bir yükselişe ulaşabilsinler. Aynı zamanda Avusturya bu insanlara kendi çabaları ve kendi performansları ile ilerleme şansını vermelidir. Bazı insanlar zor, bazı insanlar ise kolay bir aile ilişkisinin içinde doğmaktadır. Amaç ise bu genç insanlara yükselme fırsatını vermektir. Sunu belirtmek gerekir ki; Zeka ve çalışkanlık illaki genlerden gelmiyor. Eğitimde aynı zamanda genlerden gelmiyor. Bu noktada şunu demek istiyorum, şayet birilerin anne ve babası inşaat isçisidir ya da göçmen isçisidir diye bunların kendilerinin bir cerrah olma sansının olmadığı söylenemez.

Sandra Frauenberger: Bu çok doğru! Bizim acil ihtiyacımız olan bir açık öğretim sistemidir. Ortakça tüm günlü okullar gelmeli. Ancak böyle bir durumda göçmenlerin çocuklarını engelleyen şeffaf duvarlar onlar tarafından yıkılabilir.

Alev Korun: Burada yaşayıp da Almanca bilmeye ihtiyaç duymadıklarını düşünenler azınlıkta. Bu azınlığa, senelerce Viyana’da yaşayıp da doğru düzgün iki Almanca cümle kuramayan Birleşmiş Milletler Diplomatları ve uluslararası yöneticiler de dahil. İşin ilginç yanı, Dragan ve Ayşe işlerini şikayet etmeden yaptığı sürece, günlük hayatlarında Almanca’ya ihtiyaç duyup duymadıklarını hiçbir hükumet merak etmedi. Almanca bilmenin gerekliliği konusunda nihayet karar kılındığında da, insanları kapı önüne koymakla tehdit etmezlerse kimsenin Almanca öğrenmeyeceği inancına kapıldılar. Bu durum, ne denli bihaber olduklarını ortaya koyuyor.

Son olarak, Avusturya’da kaç göçmenin entegre olmadığına dair kaba bir tahmin yürütmenizi isteyeceğim. Yüzde 10’dan az? Ya da yüzde 20’den de fazla? Tam bir sayı rica ediyo­rum…

Sebastina Kurz: Bu soruya net bir rakam vermek çokta mümkün değil. Önemli bir noktada „entegre olmamayı“ nasıl tanımladığımızdır. „Entegre olmamayı“ „Almanca bilmemek“ olarak tanımlayacak olursak, o zaman çoğunluktan bahsedecek oluruz. Eminim ki göçmenlerin % 10 hiç Almanca konuşmuyordur ve muhtemelen bu rakam daha da fazladır.

Sandra Frauenberger: Sürekli bir mercekle bu problemlere odaklanmayı bırakmalıyız. Odaklanmamız gereken yer farklı toplulukların potansiyelidir, çünkü gelecek burada yatmaktadır. Ayrıca „entegre olmamak da“ ne demek? Bu tartışmalar güvenilmez hesaplar olup bizi bu konuda hiç bir adım ileriye götürmez.

Alev Korun: Benim bu can sıkıcı „entegrasyon“ sözcüğünden anladığım, toplumun bir parçası olmak. Her ne kadar eşit hakları kendilerine hala verilmemiş olsa da, göçmenler bu toplumun bir parçası. Karşımıza bazen düşük ücretle çalıştırılan inşaat işçileri, bazen çok acil ihtiyaç duyulan hasta bakıcılar olarak çıkıyorlar. Ama yine de çoğu zaman kaçak çalıştırılıyorlar. Aslında göçmenler çoktan entegre olmuş durumda. Asıl tartismamiz gereken, hangi koşullara ve kimin koşullarına entegre olmalarinin beklendigi. Çok yönlü hizmetleri, faydaları – hoş, bu hizmet, fayda lafları da ağızlarda sakız oldu – takdir buluyor mu, o ayrı mesele…

Evet dostlarım, burada mesleklerinden dolayı „seçimleri belirleyecek konuyla“ içten alakalı kişilerin görüşlerini ve düşüncelerini okudunuz. Bu konuyla ilgili bir sonraki baskılarımızda daha az söz edeceğiz. Çünkü bize göre konuşulacak, tartışılacak daha önemli konular var. Aynı zamanda biz BUM olarak bir entegrasyon dergisi değil, sadece Almanca, Sırpça ve Türkçe bir Avusturya dergisiyiz.

Podijeli:

O autoru

Ostavi komentar


5 × = 25