Bir Avrupa Türkünün gündelik hayatı

0

Gündelik hayat, en sade tarifiyle siyasetin dışındaki günlük yaşamdır. Bu özel hayat alanında, davranışlar/pratikler birey tarafından belirleniyor gibi görülse de siyaset dışındaki din, gelenek, ekonomi gibi belli başlı sosyolojik kurumlar bireyin gündelik hayatında ciddi bir etkiye sahiptir. Yani sabahleyin kalkıp taranmanızdan, akşam dizilerin karşısına oturmanızdan, herhangi bir akraba düğününe gitmenize kadar gündelik hayata dair davranışlarınızı daha çok dış dünya yönlendirir. Bu bağlamda kölelik düzenini devam ettirmekte olan Kapitalizmin gündelik hayat üzerinde çok egemen olduğunu her zaman bilmek gerekir.

Basitçe ifade edecek olursak toprağa bağlı yaşayan bir toplumda gündelik hayatı en çok doğanın kendisi belirler. Güneşin doğup batışından, senenin belli zamanlarında seller, sıcaklıklar ya da evcil hayvanların mevsime bağlı ihtiyaçlarına kadar doğaya ait olan olgular insanların gündelik hayatlarını yönlendirirdi. Tabi bunun yanında bir de dinin ve geleneklerin yaptırdığı bayram, düğün, cenaze vb gündelik hayat unsurları vardı. Ama içinde yaşadığımız kapitalist çağda gündelik hayat yeni baştan tasarlanmış ve kişilere öğretilerek benimsetilmiş/dayatılmıştır. Kapitalizmde özgürlüğün göreceli olduğunu tekrarlamaya da zaten gerek yok. Birey tüketiminde de davranışlarında da kapitalizmin izin verdiği ve tasarladığı alan kadar özgürdür. Düzenin kendi içinde oluşturduğu hiyerarşi aile kurumunu ve bireyin gündelik hayatını bir sömürge sahasına çevirmiş durumdadır. Modern Avrupa insanının gündelik hayatı tamamen sistem tarafından tasarlanmıştır.

Tabi modern dünyanın entelektüelleri altmışlı, yetmişli yıllardan beri gündelik hayatı bütün yanlarıyla irdelediler, irdelemeye devam ediyorlar. Türkiye’de de Gündüz Vassaf’tan Fatma Karabıyık Barbarosluğu’na değin geniş yelpazede bir çok aydın, yazar, sanatçı gündelik yaşama dair etütler yapmakta, hikâyeleriyle, romanlarıyla, filmleriyle, köşe yazılarıyla gündelik yaşama bir bakış açısı kazandırmaya ve hayatın içerisinde oluşan sapmaları tespit etmeye gayret göstermekte.

Ama yaşadığımız Avrupa`daki Türklerin gündelik hayatı henüz irdelenmedi, bu insanların gündelik hayatlarına yön veren unsurlar henüz tam olarak tarif edilemedi. Hâlbuki gündelik hayatta ciddi bir yeri olan gelenekle, şimdilerde gündelik yaşamı en çok tahakkümüne alan Kapitalizmin buluştuğu/çatıştığı özel bir sosyolojik zemindir, Avrupa Türklerinin gündelik hayatları. Çünkü gündelik hayata dair ilk tarifler ve eleştiriler haklı olarak daha çok Kapitalizm eleştirisi çerçevesinde ilerliyor ama şurası da kesin ki Avrupa`da yaşayan Türklerin gündelik hayatlarını sadece okul, banka, işçi, patron, metro, hastane, eğlence mekanları gibi olgular belirlemiyor. Avrupa Türkünün gündelik hayatında başka olgular da var ve bu bağlamda gündelik hayat etütleri adına Avrupa’daki Türklerin durduğu alan çok kışkırtıcı bir karakter arz ediyor.

Bir Avrupa Türkünün gündelik hayatında tabi ki Holywood filmlerinin, reklam panolarının, eğitim ideolojilerinin, mağaza vitrinlerinin, şimdilerdeki Facebook gibi sosyal medya ağlarının yeri çoktur. Bir Avrupa Türkü gündelik hayat bağlamında herhangi modern Avrupa insanın uğradığı bütün taarruzlara maruz kalır ama beri yanda onun gündelik hayatında kermes, düğün, cami, cemevi, cenaze, konser, Türk mağazası, Türk kahvesi, lokantası, Türk televizyonları, yazın gidilen memleket, cep telefonlarına alınan Türkiye tarifeleri, Türk gazeteleri, çoluk çocuk hafta sonlarında yapılan piknikler, kalabalık gruplar halinde yapılan akraba ziyaretleri ve daha sayılamayacak birçok gündelik yaşam olgusu vardır. Gündelik yaşama dair bütün bu unsurlar modern Avrupa’nın göbeğinde hem kapitalizmle yaka paça olarak hem de bizatihi Kapitalizm tarafından yönlendirilerek, tasarlanarak var olmaya devam etmektedir. Haliyle bir Avrupa Türkünün gündelik yaşamı daha özel, daha sorunlu, daha farklı, daha çelişkili, daha otantik ve daha güzeldir.

Avrupa Türkünün gündelik hayatına bakınca belirgin tablo şudur: Bir yanda popüler kültür endüstrileri, şehir yaşamı, modern eğlence, eğitim, devlet sistemleri beri yanda Türkiye’den hatta Türkiye’nin köylerinden alınıp getirilen görenekler, stiller, davranış kalıpları… Tabi “bu tablo Türkiye’de yeni yeni kentlileşen kitleler için de geçerlidir” denilebilir ama Avrupa Türkü çatışmayı daha yoğun yaşamaktadır. Yani otuz yaşlarındaki bir Avrupa Türkü Türkiye’deki bir akranına nazaran belki giyimi, eğlencesi, tüketim biçimiyle daha fazla Avrupalıdır ama beri yanda geleneksel değerleri, (ritüelleri) daha yoğun yaşamaktadır.

İyice basitleştirelim: Bugün Avrupa’daki Türk gençlerinin tercih ettiği saç tasarımlarına sahip hiçbir Türkiyeli genç, geleneksel değerleri kabul etme ve yaşama noktasında Avrupalı bir Türk genciyle aynı kodlara sahip değildir. Türkiyeli bir genç giyimiyle, eğlencesiyle, tüketimiyle kendisini nerede konumlandıracağını az çok bilmektedir. Aynı durum aileler için de geçerli… Bir ailenin kaba tarifle muhafazakar mı olduğu, laik kesimden mi olduğu az çok bellidir; dahası aileler sınırlarını ve tercihlerini belli bir çerçeveye göre belirlerler. Ama Avrupa’da yaşayan bir Türk, özellikle de üçüncü kuşak nesiller nerede duracaklarına ve nasıl bir gündelik yaşam tercih edeceklerine dair belli bir iradeye sahip değillerdir. Bu insanların belli bir gündelik hayatları tabi ki vardır ama bu gündelik hayatı tarif etmek, kodlarını belirlemek Türkiye’de yaşayan bir Türk ailesinin veya Almanya’da yaşayan bir Alman ailesinin kodlarını tespit etmek kadar kolay değildir. Diyeceğim o ki; bir Avrupalı Türkün gündelik yaşamı her açıdan gereğinden fazla yoğundur ve modern insanın gündelik yaşamını irdeleme adına oldukça kışkırtıcı bir karakter arz etmektedir. Çünkü bu gündelik yaşamın arkasında hem Avrupalılık, Türklük, müslümanlık, göçmenlik, geleneksel değerler, modern yaşamın imkanları vb bir çok etken vardır. Tüm bu etkenler hem zenginlik kaynağı hem de çelişkilerin/çatışmaların artmasının sebebidir.

Ama bu gündelik yaşam henüz tam tarif edilememiş, tam anlamıyla mercek altına alınamamıştır. Hâlbuki gündelik yaşam irdelemeleri aynı zamanda ciddi bir ideoloji de barındırmaktadır. Bu bağlamda sol düşüncenin sahada yoğunlaştığını da ifade etmek gerek; çünkü sol temelde kapitalizme eleştiri geliştiren bir bakış açısıdır, dolayısıyla kapitalizmi bir de gündelik yaşam bağlamında sorgulaması gayet anlaşılır bir şeydir. Ama şu da vurgulanmalıdır ki; gündelik yaşam eleştirisi de aynen eleştirilen kapitalizm gibi gündelik yaşam üzerinde ayrı bir tahakküm kurmaktadır. Tam bu noktada sol düşüncenin gündelik yaşamı anlamaya dair yaptığı katkıya haksızlık etmek istemem ama, sola da şu cesaretle ifade edilebilmelidir: Avrupa Türkünün gündelik yaşamına daha içeriden, daha sahih bir bakış gerekiyor. Bunu en iyi yapacak olan da Avrupa`da yetişmiş olan ikinci, üçüncü, dördüncü kuşak genç Türk entelektüellerdir.

Evet, Avrupa`daki Türklerin gündelik yaşamı henüz tam tamına etüt edilmedi. Yükü omuzlayacak sosyolojik birikime sahip, estetik damarı olan, olguya tarafsız bakmasını bilen genç kafalara ihtiyaç var. Edebi, felsefi damarı olan, iki dile, iki topluma vakıf, gündelik yaşam pratiklerini çocukluğundan itibaren tecrübe etmiş isimlerin bu topluma katacağı çok şey vardır. Çünkü hatalarımız, sevaplarımız en çok gündelik hayatımızda tezahür etmekte. Bu yoldaki dikenleri temizleyecek, bize ufuk belirleyecek, akraba ziyaretlerimizden, düğünlerimize, memlekete çikolata götürmekten, yaşlıları huzur evlerine terk etmeye kadar gündelik yaşamımızdaki bütün iyiliklerimizi ve kötülüklerimizi sorgulayacak, eleştirecek, zenginleştirecek yetkin kafalar bekliyoruz. Bu bazen bir makaleyle olur, bazen bir memleket derneğinde yapılan yetkin bir konuşmayla olur, bezen çevrilen bir filmle olur, bazen yazılan bir romanla, bir hikayeyle olur. Saha boş ve tanımlayacak kafalar bekleniyor.

Evet, tanımlamak… Zira tanımlamak aynı zamanda tasarlamaktır. Ve yukarıda da arz ettiğim gibi gündelik hayat etütleri yapan entelektüeller, kendi dar zeminlerine gelenlerin gündelik yaşamlarının üzerinde, yaptıkları tasarımlarla ayrı bir tahakküm kurmuş durumdalar. Hem oluşacak bir tahakkümün önüne geçmek hem de gündelik yaşamlarımızdaki tozu toprağı temizlemek adına, Avrupa’da yetkin kafalara ihtiyaç olduğunu, bir kez daha söylemek lazım.

Oğuz Karasu
okarasu@alphaplus.at

Podijeli:

O autoru

Ostavi komentar


3 × 8 =